Şeyh Bedrettin İsyanı

Şeyh Bedrettin ailesiyle beraber İznik’e getirilerek göz hapsi cezasına çarptırılmıştır. Şeyh Bedrettin gerek bu durumun huzursuzluğunu, gerek Börklüce Mustafa isyanı’ndan dolayı kendisinin sorumlu tutulacağını düşünerek 1416 yılının başların da buradan kaçar ve Kastamonu’ya İsfendiyaroğulları Beyliği’ne sığınır.

Şeyh Bedreddin bu hassas dönemde Osmanlı Devleti’ne hasım olan bir beyliğe sığınmıştır. İsfendiyar Beğ, Çelebi Mehmet ile sinirlerin gerilmemesi ve düşmanlık tohumlarının filizlenmesini istemediği için Şeyh’i yanında barındırma taraftarı olmamıştır. Şeyh bu karışıklıktan kurtulmak için Timur devletinin başında bulunan Şahruh’un yanına gitmeye karar verir. Ancak İsfendiyar Beğ yukarıda değinilen çekinceden dolayı Şeyh’i Kırım Hanı’na göndermek ister. Şeyh Bedreddin Kırım’a doğru yola çıkar fakat bir rivayete göre deniz yolunun Cenevizliler tarafından tutulması üzerine oraya gitmeyerek Eflak ülkesine geçer. Şeyh’in Eflak’a gelişinin 1416 yılının ikinci yarısında gerçekleştiği kesin olarak bilinmektedir

Şeyh Bedrettin bağlı olduğu isyan hareketi için Balkanların uygun olabileceğini düşünür. Bunun için Eflak bölgesinde bir müddet kalarak uygun zemini oluşturmak ister. Rotasını Dobruca’ya çeviren Bedrettin, bu bölgede etrafına eski tımar sahipleri ve müritleri de olmak üzere pek çok kişi toplanır. Yoğun bir propaganda faaliyeti içerisine giren Bedrettin artık fiilen Osmanlı devletine karşı bir isyan hareketi içinde yer almaktaydı.

Ancak Şeyh Bedreddin, üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetleri tarafından herhangi bir çatışma olmadan yakalanmıştır. Menâkıbnâme, Kapıcıbaşı Elvan Çelebi’nin iki yüz kişiyle Şeyh Bedreddin üzerine gönderildiğini bildirir. Ardından da, o sırada Selanik’in fethi için hazırlanan ve Serez’de bulunan Çelebi Mehmed’in yanına getirilerek bir eve hapsedilir. Şeyh Bedreddin’in yakalanmasıyla ilgili olarak dönem kaynakları ve sonraki kaynaklar, herhangi bir çatışma veya mücadeleden söz etmezler. Kaynakların tamamına yakını, etrafındakilerin sonradan Şeyh’i terk ederek dağıldıklarını bildirirler. Kanaatimizce Rumeli’de ortaya çıkan bu hareketin Osmanlı Devleti tarafından bertaraf edilmesiyle birlikte, devletin Rumeli hâkimiyeti güçlenmiştir.

Osmanlı Tarihleri’nin çoğu, Bedreddin’in ilmine, mevkîine rağmen ancak bir yanılgı sonucunda, devlete karşı bir ayaklanma hareketine giriştiği noktasında birleşirler.
Ancak Halil bin İsmail bu noktada diğer kaynaklardan ayrılarak, dedesinin maksadının isyan amacı taşımadığını ifade eder. Dedesinin Hacc’a gidip, orada yerleşmeyi istediğini, ancak Sultan tarafından buna izin verilmediğini, bunun üzerine İznik’ten gizlice ayrılmak zorunda kaldığını bildirir. Şeyh’in, Doğu’ya Timur’un oğlu Şahruh’un ülkesine gitmeği kendine yakıştıramadığını, bunun üzerine İsfendiyar Beyliği’ne gittiğini; oradan da, Kırım Hanlığı’na gitmeği arzuladığını ancak imkân olmayınca, Eflâk’a gittiğini; oradan da gelip Sultan’la görüşmeyi istediği sırada, söylenti ve fesat sonucu yakalanıp Sultan’ın huzuruna getirildiğini belirtmektedir.

Ancak Şeyh’in göz hapsinden kaçışından yakalanışına kadar geçen sürede yapmış olduğu hareketler, onun fiilî bir hareketin içinde yer aldığını göstermektedir.
Tarihi kaynaklarda, isyan teşebbüsünün meşrû yönetime karşı hareket tarzında ele alınması, izafe edilen suçun da sadece ‘ulu’l-emr’e isyan etmek’ten ibaret olması, bu oluşumun siyasal boyutlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dönemde henüz merkezî otorite tam olarak tesis edilemediğinden, bu topraklarda yaşayan zümreler de serbest hareket edebilmekteydiler. Nitekim bazı bölgelerde hala başıboşluk ve bağımsız hareket etme özlemi hâkim durumda idi. Toplumsal bunalım ve huzursuzluğun ortaya çıkardığı bu aksaklıklar Şeyh Bedreddin’in dikkatini çekmiş ve merkezî otoritenin bunları gidermekte yetersiz olduğunu düşünerek, kendince bu aksaklıkları düzeltmeyi düşünmüş olmalıdır. Şeyh Bedreddin’in bölgede bulunan heterodoks kesimlerle ve diğer dinlerin mensuplarıyla olan ilişkisi de, bu kesimden olanları etrafında toplaması bağlamındadır. Bu durum, bu oluşumun İslam dini veya Sünnî İslam anlayışı karşıtı dinî bir isyan hareketi olduğu şeklinde değerlendirilmemelidir.


Sonuç olarak Şeyh Bedreddin’in, Börklüce isyanı ile birlikte ele alındığında planlı ve organize bir isyan hareketi olduğu kesin olmayan, ancak bir noktadan sonra belli bir siyasal hedefi olan hareketin içerisine kendi ihtiyar ve iradesi ile yani bilinçli bir tercihle dâhil olduğu söylenilebilir. Onun bu tercihinin de amaç itibariyle, Osmanlı topraklarının içinde bulunduğu kaos ortamında, özelde kendisine tabi olanları genelde de Osmanlı toplumunu yeni bir düzen ve iktidara ulaştırma amacı taşıdığı görülmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akıl Kendisini Nasıl Tasarlayabiliyor

Cumhuriyetin Dış Politikasının Temelleri