Hocalı Soykırımı
Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan arasında uzun yıllar devam eden, önemli bir problem olan Karabağ meselesi, halen sıcaklığını koruyor. Bu mesele sadece ilgili iki devletin gündemindeki sorun değil. Bu durum başta Türkiye,Rusya,İran gibi bölge devletlerini de yakından ilgilendiren ciddi sorun haline geldi. Karabağ bölgesinde trajik olaylar yaşanmış olsa da, Hocalı katliamının ayrı bir yeri vardır. 20.yy'da çağ dışı böyle bir olayın yaşanması tarih arşivlerine dramatik bir olay olarak yerini aldı.
Karabağ bölgesi, Azerbaycan'ın diğer bölgeleri ile Ermenistan ve İran topraklarını kontrol edebilecek bir jeopolotik öneme sahiptir. Asırlar boyunca Türk yurdu olarak anılan Karabağ, Rusyanın bölgedeki çıkar stratejisi yürütmesi nedeniyle ciddi problemler yaşadı. Rusların bölgede kalıcı olmak
için yaptığı siyasi ve askeri operasyonlardan
en fazla etkilenen coğrafyanın başında Karabağ
gelmektedir
Tarihî belgeler, Azerbaycan’ın Karabağ
bölgesinin stratejik açıdan büyük
önem taşıyan dağlık kesimlerine İran
ve Türkiye’den kalabalık gruplar halinde
Ermeni nüfusun göç ettirilmesi
sürecinin 19. yüzyıl başlarından itibaren
başladığını göstermektedir.
Söz
konusu bölgede Ermeni nüfusun yapay
bir şekilde arttırılması, Ermenilerin 20.
yüzyıl başlarından itibaren Azerbaycan’a karşı
toprak iddialarında bulunmasına ve saldırgan bir
politika izlemesine sebebiyet vermiştir. Osmanlı Devleti ile Rusya
arasında yapılan 1774 Küçük Kaynarca, 1829
Edirne ve İran’la yapılan 1828 Türkmençay,
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)
sonunda imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy)
Antlaşmaları adım adım Rusya’nın bölgeye
yerleşmesini sağlamıştır. Rusya, bölgede
kalıcı olmak ve stratejik hedefleri için etnik
ve dini inanç yönünden bu coğrafyada farklı
bir devletin kurulmasına karar verince, buna
en uygun kitle olarak Ermenileri buldu
20. yüzyılın 80’li yıllarının ikinci yarısında Ermeniler,
“Büyük Ermenistan” hülyasını gerçekleştirmek
amacıyla, mevcut şartları kullanmak,
yakın ve uzak yurtdışındaki himayecilerinden
yardım almak suretiyle Azerbaycan’ın Dağlık
Karabağ bölgesi üzerinde hak iddia etmeye baş-
ladılar. Karabağ üzerindeki toprak iddiaları her
defasında dışarıdan, Ermenistan’ın propagandası,
kışkırtması ve baskılarıyla ortaya atılmıştır.
1991 yılının Aralık ayından sonra Hocalı
kasabası, Ermeniler tarafından ablukaya
alınmaya başlandı. Ekim ayından itibaren
bölgeye giden kara yolu kapatılmış, ulaşım
için yalnız helikopterler kalmıştı. Kasım
ayında Hocalı’da bir helikopterin Ermeniler
tarafından vurulması sonucu, içerisinde
Azerbaycan devlet yetkilileri, Rus ve Kazak
gözlemcilerin bulunduğu 40 kişi hayatını
kaybetti. Bu olaydan sonra bölgenin hava
yolu ulaşımı da kapanmış, gaz ve elektrik
bağlantısı kesilmiş ve bölge tamamen Ermeni
ablukası altına girmiştir. Hocalı kasabasına
en son olarak 13 Şubatta askeri helikopter
yakıt ve yiyecek getirebilmiştir. Artık kasaba
kaderi ile baş başa kalmış, korkunç akıbetini
beklemeye başlamıştır. Bu vahim durumu,
Ocak-1991 de Hocalıya giden Amerikalı gazeteci
Thomas Goltz; “Şehirde telefonların
çalışmadığını, elektriğin olmadığını, kışın
dondurucu soğuğunda ısıtma sistemleri dâhil hiçbir ısınma kaynağının olmadığını, şehirde
açlığın başladığını… şeklinde kaydetmektedir.
Artık Hocalı için sıkıntılı süreç daha da
ağırlaşmıştı.
Hocalıyı bu sıkışık durumdan kurtarmak
için Azerbaycan ordusu, diğer cephelerde
zor durumda olmasına rağmen bir hareket
planı hazırladı. Azerbaycan ordusunun Ocak
ayında Hocalıyı Ermeni kuşatmasından kurtarmak
için, Askeran istikametinden yaptığı
askeri hareketin başarısızlıkla sonuçlanması
ile adeta yaşanacak felaketin önünde hiçbir
engel kalmamıştı. Şubat ayının içerisinde,
Hocalı kasabası yakınlarındaki birçok köyü
ele geçiren Ermeniler son olarak Malıbeyi,
Karadağlı, Ağdaban köylerine saldırdılar.
Bu saldırılar da 100’den fazla insan hayatını
kaybederken 140 kişide yaralanmıştır. Bu
saldırılarda elliden fazla kişinin öldürülmesi
veya yaralanması, adeta yaklaşan felaketin
ayak sesleriydi.
Bütün bunlar, Hocalı kasabasına karşı
yapılacak saldırının hazırlıklarıydı. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için karşılarına çıkabilecek
bütün engelleri kaldırmaya kararlı olan
Ermeni kuvvetleri, faaliyetlerini gittikçe artırıyorlardı. Asıl hedef olan Hocalı kasabasına
yapacakları saldırının bütün hazırlıkları 20
Şubat’a kadar tamamlanmıştı.
Bu arada Rus ordusuna bağlı 366.
Motorize Piyade Alayı, aldığı emir gereği
Hankendi’ni terk etmişti. Ancak bu birliğin
önemli bir kısmı bölgede kalarak, ağır silahlarıyla
birlikte Hocalı kasabasına yapılacak saldırı
için bölgede Ermenilerle beraber konuş-
lanmıştı. Azerbaycan hükümeti bunun Ermenilerle
birlikte hareket etmek ve saldırılara
katılmak için yapıldığını belgelere dayanarak
resmen açıklamıştır. Bu maksatla Yarbay
Seyran Oganyan’nın başında bulunduğu 2.
Tabur ve Yarbay Yevgeniy Mabocinin komuta
ettiği 3. Tabur, Ermenilerin saldırı için konuş-
landıkları Ballıca köyüne yerleştiler. Çanakçı
köyüne yerleştirilen diğer bir taburun vazifesi
ise arka tarafı korumaktı.
Saldırı, 25 Şubat gecesi saat 23.00’
de bütün birliklerin şehrin etrafını kuşatmaya
alması ve saldırı pozisyonuna geçmesi
ile başladı. 366. Motorize Rus alayına bağlı
birlikler, Hocalı kasabasını ağır silahlarla üç
taraftan muhasaraya alarak saldırıya geçtiler.
366. Motorize Piyade Alayı’nda görev yapan
ve olaydan sonra firar eden dört Rus askeri
konu ile ilgili olarak basına yaptıkları açıklamalarda,
Azeri Türklerine karşı kutsal görev
olarak çatışmaya teşvik edildiklerini itiraf etmişlerdir.Tank
ve BTR’le iki saat ağır bombardımana
tutulan şehir adeta yanmış, evler
yıkılmış, savunmasız insanlar sığınacak bir
yerler bulabilmek için koşuşturuyorlardı.
Bu saldırılara karşı ellerinde yalnızca
hafif silahları bulunan milis güçleri direniyordu.
Özel Polis Birlikleri (OMON) komutanı
Elif Hacıyev liderliğindeki bu birlik 160 kişilik gönüllülerden oluşmaktaydı. Rus 366.
Motorize Alayın desteğindeki Ermenilerin
üstün asker, silah ve ateş gücü karşısında fazla
dayanamayan milis güçleri, sabah saat 7’ye
kadar ancak direnebildiler. Milis güçlerinin
tamamına yakını bu saldırılarda hayatlarını
kaybetti. Rus destekli Ermeni birliklerinin
eline geçen Hocalı kasabası tam manası ile
yakılıp yıkıldı. Yukarı Karabağ ve Şuşa da olduğu
gibi, burada da kütüphane, kültür evi
ile kültürel altyapı mekânları yok edilirken,
XIV. yy’dan kalan mezar taşlarına dahi saldırmışlardır.
Gece boyu devam eden Rus destekli
Ermeni birliklerinin saldırıları dolayısıyla, durumun
çok kötüleştiğini gören kasaba ahalisinden
yaşlı, kadın ve çocuklar canlarını kurtarmak
için Gargar çayı vadisini takip ederek Ağdama doğru kaçmak istediler. Ancak bunların
önü gece karanlığında, ormanlık alandaki
Nahçivanik köyü yakınlarında Ermeni
askerlerince kesilerek korkunç katliama tabii
tutuldular. Ellerinde hiçbir savunma silahı
olmayan savunmasız sivil halk, gecenin dondurucu
soğuğunda baltalarla, silahlarla adeta
doğrandılar, yakıldılar. Olayın vahameti, günler
sonra bölgeye gelen gazetecilerin çektikleri
fotoğraflar ve videolarla dünya kamuoyuna
ulaştırılabildi.
Bu insanlardan çok az sayıdaki bir
gurup, gecenin karanlığından yararlanarak,
Ermeni çetecilerinin elinden gizlice kaçarak
kurutmuş ve yakınlardaki Şellik köyüne sığınabilmişlerdi. Bu durumu öğrenen Şellik
köylüleri katliamdan sonra sağ kalan veya
esir edilen Hocalı mağdurlarını kurtarmak
için harekete geçtiler. Uzun uğraşlarda sonra
bunlardan bir kısmını Karakale mevkiinde
Ermenilerin elinden silahlı çatışma sonunda
kurtararak, zor da olsa Ağdam şehrine getirdiler.
Zaten bu kurtarılanların tamamı korku,
panik ve yorgunluktan perişan olmuş, bir kısmının
da elleri ve ayakları donmuş vaziyetteydi.
Katliamda insanların kafa derileri yüzülmüş, kol ve bacakları testere ve hızarlarla
kesilmiş, kafaları vücutlarından koparılmış,
hamile kadınların karınları kesilmiş, insanlar
diri diri yakılmıştır. Resmî rakamlara göre
saldırıda 106’sı kadın, 63’ü çocuk, 70’i yaşlı
toplam 613 kişi katledilmiş; 76’sı çocuk 487
kişi ağır yaralanmış, işkenceye maruz kalan
1.275 kişi esir alınmıştır. Esir alınanlardan
150 Azerbaycan Türkü hâlen kayıptır. Gayri
resmî rakamlara göre ise katledilenlerin sayısı
1.300, yaralı sayısı 1.000’in üzerindedir.
Katliam nedeniyle 25 çocuk hem öksüz hem
yetim, 130 çocuk da öksüz veya yetim kalmıştır.
Hocalının işgal edilip, buradaki Türk
varlığının neredeyse tamamen yok edilmesi
bölgedeki çözülme hızlandırılmış oldu. Hocalı
da yaşanan Katliam, Karabağ Savaşı’nın yaşandığı bölgelerde büyük yankı uyandırmış
ve Azeri Türkleri daha büyük benzeri facialar
yaşamamak için kısa sürede Karabağ ve
çevresindeki yerleşim yerlerini boşaltmıştır.
Hocalıyı ele geçiren Ermeni birlikleri, hiç
vakit kaybetmeden Azerbaycan’ın bölgedeki
önemli yerleşim yerleri olan Kubatlı, Zengilan,
Cebrail, Füzuli ve Ağdam vilayetlerini de
ele geçirdiler38. Bir milyon Azerbaycan Türkü
işgal edilen topraklardan göç etmek durumunda
kalmıştır. Bunlar halen Azerbaycan’ın
çeşitli bölgelerinde zor şartlar altında yaşam
mücadelesi vermektedirler39.
Hocalı’ya yakın bölgede Ermeni askeri
birliklerine komutanlık yapmış olan Monte
Melkonyan, katliamdan bir gün sonra Hocalı
çevresinde gördüklerini günlüğünde
şöyle tasvir etmiş: “Bir gece önce akşam 11
civarında, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı’nın
üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek,
kasaba sakinlerini doğudaki açılışa doğru
sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar mülteciler
Dağlık Karabağ’ın doğu yüksekliklerine
ulaşmış ve aşağıdaki Azeri kasabası olan
Ağdam’a doğru inmeye başlamışlar. Buradaki
tepeciklerde yerleşen sivilleri güvenli arazide
takip eden Dağlık Karabağ askerleri onlara
ulaşmışlar ve katliam başlamıştır”. Mülteci
kadın Reise Aslanova İnsan Hakları İzleme
Örgütüne yaptığı açıklamada “Onlar sürekli
ateş ediyorlardı diye konuşmuştu. Arabo’nun
savaşçıları adı verilen militanlar, daha sonra
uzun zaman üzerlerinde taşıdıkları bıçakları
kınlarından çıkararak insanları bıçaklamaya
başladılar”.
Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır: “Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün
boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim
ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan
Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldü-
rülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı
katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan
yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov,
olayı dört gün boyunca kamuoyundan
gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok
olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından
kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar,
ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında
Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun
ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise
kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vah-
şetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek
olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç
kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş,
bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı
ile Ağdam arasındaki 12 kilometrelik orman
boyunca cesetler dizilmişti”.
Ermeni saldırıları sonucu ortaya çıkan
Karabağ Savaşı, Azerbaycan ve Ermenistan
arasında 1994’te ilan edilen ateşkes ile
sona ermiştir. Ancak, Azerbaycan topraklarının
beşte birini işgal eden Ermenistan, bu
topraklardan çekilmemiştir. Hukuken Azerbaycan
toprağı olan Dağlık Karabağ hâlen
Ermenistan işgali altındadır. Savaş süresince
20.000’den fazla kişi ölmüş, 50.000 kişi yaralanmış,
bir milyon kişi de yurtlarından göç
etmek durumunda kalmıştır.
Bu durum hiç şüphesiz uluslararası
hukuk normları açısından çok ağır hukuk ihlalini
de içinde barındırmaktadır. Hocalı faciasının
yaşandığı Karabağ olayları, artık dünya
kamuoyununda geç de olsa dikkatini çekmiş-
tir. Bu durum bilhassa Türkiye Cumhuriyeti
ve Azerbaycan’ın girişimleri ile uluslararası
bir mesele halini almış ve çözüm ile ilgili bazı
adımlar atılmıştır. Bunlardan en önemlisi,
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın,
24 Mart 1992’deki Helsinki toplantısında
Yukarı Karabağ sorununun barışçı yollardan
çözümü için bir konferansın düzenlenmesidir.
Gelişen süreçte, ABD, Rusya ve Fransa
eş başkanlığında AGİT Minsk Grubu oluş-
turuldu. Grubun üyeleri arasında Türkiye de
bulunmaktadır.Ancak aradan geçen bunca
yıla rağmen, meselenin halledilmesi ile ilgili
ciddi bir adım atılamamıştır. Olay zamana yayılarak
adeta soğumaya bırakılmış, işgâl fiili
bir durum olarak kalmıştır.
Hocalıda cereyan eden bu olay; Cenevre
Sözleşmesi, İnsan Hakları Beyannamesi,
Vatandaş ve Siyasi Haklar Konusunda
Uluslararası Sözleşme, Ateşkes Zamanında
ve Askeri Çatışmalar Zamanı Kadın ve Çocukların
Korunması Beyannamesi’ne karşı
birçok ihlali bünyesinde taşımaktadır. Hocalı
kasabasına yapılan saldırılarda yaşananlar, 9
Aralık 1948’de B.M. tarafından kabul edilen
ve 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren
Birleşmiş Milletler ‘in ‘Soykırım Suçunun
Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin
Sözleşmesi’ 2. Maddesinde yer alan “milli,
etnik, ırkı veya dini bir grubu kısmen veya
tamamen imha etme” biçiminde tanımlanan
Jenosit/Soykırım kavramı ile tamamen örtüş-
mektedir.
Bu uluslararası normlar ve kurallar
Ermenilerin yaptıklarının tam manası ile bir
insanlı suçu olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin
27 Şubat 2007 tarihli kararıyla Hocalıda
yaşananlar “Soykırım’’ olarak tanınmış ve
Hocalıda yaşananların “Soykırım” olarak tanımaları
için dünya parlamentolarına çağrıda
bulunmuştur.
Hocalı da yaşanan bu olaylar, başta
Türkiye olmak üzere birçok ülkede infiale yol
açmıştır. Türkiye’nin Ankara, İstanbul, İzmir,
Iğdır, Kars, Erzurum, Bursa başta olmak üzere
birçok şehrinde kalabalık kitlelerin katıldığı yürüyüş ve mitingler yapılmıştır.Türkiye
Büyük Millet Meclisi konu ile İlgili olarak özel gündemle toplanarak, olayı kınayan bir
karar almıştır. Bu olayın üzerinden yıllar
geçmesine rağmen her yıl katliamın yaşandığı
26 Şubat talihinde panel, sempozyum ve sergiler
düzenlenmektedir.
Bu olay dünyanın da gündeminde geç
de olsa yer almaya başlamıştır. Birçok ülke
parlamentolarında olaya dikkat çekilmiş bazı
kararlar kabul edilmiştir. Meksika Senatosu
2 Şubat 2012 tarihinde kabul ettiği bir kararla
Hocalıda meydana gelen olayı “Soykırım’’
olarak kabul edilirken, aynı şekilde Pakistan
Senatosunda 1 Şubat 2012 tarihinde benzeri
bir kararı kabul etmiştir. ABD’nin bazı
eyaletleri de olayı soykırım olarak niteleyen
kararlar almışlardır. Bu tarz kararların 2005
de Avrupa Şurası Parlamenter Asamblesi ile
2010 yılında İslam Kalkınma Teşkilatının Parlamenterler
Asamblesi tarafından da benzeri
kararların alınması, olayın uluslararası alanda
da dikkat çektiğinin göstergesidir.
Sonuç
Ermeniler uzun bir süredir “Büyük Ermenistan”
kurma idealleri uğruna saldırgan
bir tutum içerisinde bulunmaktadır. Bu kimi
zaman kendi dinamiklerinden kaynaklanıyor
olsa da, genel olarak bölgedeki konjonktürden
etkilendikleri anlaşılmaktadır. Tarihte
Osmanlı Devleti, İran, Rusya, İngiltere gibi
devletlerin politik ve askeri durumları gereği
ortaya çıkan yeni oluşumlar, Ermenilerin bu
yöndeki faaliyetlerini de yakından etkilemiştir.
Bilhassa Rusya ile İran arasında 1928
yılında yapılan Türkmen Antlaşması ile Ermenistan
Devletinin temellerini oluşturma
çalışmaları başlatıldıktan sonra, olay daha
değişik bir boyut almıştır. Bu coğrafyada çoğunluğa geçmek için süreç içerisinde bölgede
büyük nüfus çoğunluğunu oluşturan Türklere
karşı sistemli saldırılar başlatıldı. Bu saldırıların tesiri ile Türkler bölgeden uzaklaştırılmaya
çalışılırken, diğer taraftan İran, Anadolu
ve Kafkaslardan bölgeye binlerce Ermeni
aile göç ettirilmiş, bu şekilde bölgede Ermeni
nüfusunun artırılması yoluna gidilmiştir. Günümüze gelindiğinde asırlarca Türk çoğunluğunun
bulunduğu, bugün Ermenistan’ın
elinde bulunan topraklarda hemen hemen
hiç bir Türk kalmamıştır. Tam manası ile etnik
temizlik yapılmıştır.
Karabağ bölgesinde meydana gelen
bu saldırgan tutumun altında “Ermenilerden
başka kimsenin yaşamadığı Büyük
Ermenistan'ı oluşturma düşüncesinin yattığı değerlendirilmektedir. Bölgede bulunan
Türklere karşı bu kadar acımasız saldırıların
altında, onları yok etmenin yanında, diğerlerinde
korkutup kaçırma düşüncesi yatmaktadır.
Hocalı Kasabasında ki saldırı ve kıyım
ile resmi rakamlara göre 613 savunmasız kişinin öldürülmesi, birçoğunun yaralanması ve
zor şartlarda kaçmaya zorlanması bir insanlık
dramı olarak karşımızda durmaktadır.
Bu durum ebetteki başta Azerbaycan
olmak üzere bütün insanlık âlemi açısından
dramatik bir olaydır. Bu olayın kabul edilemez
olduğu başta Türkiye ve Azerbaycan olmak
üzere birçok ülke tarafından defalarca
dile getirilmiş, uluslararası platformlara taşınmış,
kitleler mitinglerle olayı protesto etmişlerdir.
Son yıllarda yapılan çalışmalarında tesiri
ile olsa gerek, bazı ülkeler ile bir kısım
uluslararası kuruluşlar olay karşısında seslerini
yükseltmek noktasına gelmişlerdir. Olayın
bir insanlık suçu olduğu, soykırım tanımına girdiğine dair kararlar kabul edilmesi bunun
bir göstergesi olarak kabul edilmektedir..
Yorumlar
Yorum Gönder