Hayatın Yasası Nedir
Davranışların doğaya uygun olması. Bütün eylemlerimizde doğal olanı aradığımıza ve doğaya uyum sağlamayı amaç edindiğimize göre, düşüncelerimizi, tutarlılığı yitirmemek ve çelişkiyi kabul etmemek üzerine kurmamız gerektiği açıkça bellidir. Bu nedenle de filozoflar bizi ilk önce ilkelerin bilgisiyle sınar ve bu kolaydır. Ardından bize daha zor olan birtakım yollar gösterirler ki bunlar yaşamda karşılaştığımız ve bizi etkileyen sorunlardır; çünkü eylemlerimizin doğruluğunu belirlememiz için bilgi yeterli olmaz.Buradan anlaşılacağı gibi; işe ilk önce hayattan başlayacağını söyleyen kişi budaladır. Çünkü bir işe zor tarafından başlamak o işi zorlaştırır. Bu gerçeği, çocuklarını felsefe eğitimden soğutmaya çalışan babalara bir kanıt olarak sunmak gerekiyor. "Yanlışta olduğumu mu düşünüyorsun baba? Kendim için uygun ve yararlı olan işi bilmiyor muyum ben? Eğer insanın kendisi için uygun olan şeylerle uygun olmayan şeyleri ayırt etmesi öğrenilemiyor ve öğretilemiyorsa, neden beni suçluyorsun? Fakat eğer öğretilebiliyorsa bana sen öğret. Eğer öğretemeyeceksen, bu işi bilen kişilerden öğrenmeme izin ver. Ne düşünüyorsun? Bile isteye kötü olanı seçip iyi olanı elimden kaçırdığımı mı? Hayır. O halde beni yanlışa düşüren şey ne? Bilgisizlik. Pekala, bu bilgisizlikten kurtulmamı istemiyor musun? Bugüne kadar müzik yada sanatı öfkeyle öğrenebilmiş bir kimse oldu mu? Şimdi nasıl oluyor da nasıl yaşanacağını bana böyle öfkelenerek öğretebileceğini düşünüyorsun"
Ancak hedeflerinde kararlı olan kişi bu şekilde konuşabilir. Fakat bir adam veya kadın katıldığı bir toplulukta daha bilge görünmek için maske değiştiriyorsa ne üzücüdür ki onun itibarı için. Çünkü bu şeyler orada gerçekten de değerli konular olarak görüldüğü gibi; burada zenginlik olarak görülen şeylere orada ıvır-zıvır gözüyle bakılıyor. İşte bu nedenle, düşünceyi rahatsız eden olayların büyük olduğu yerlerde görünüşlere hakim olmak hayli zordur.
Epaphroditos'un dizlerine yapışarak şikayette bulunan bir adam vardı. Yüz elli bin dinar parası kaldığından şikayet ediyordu. Bunun üzerine Epaphroditos ne yaptı? Bu adama güldü mü? Hayır. Şaşkınlığa düştü ve haykırarak şunları söyledi: "Zavallı adam! Buna nasıl dayandın da acını gizleyebildin?"
Epiktetos varsayımsal tartışmaları okuyan adamı azarladığı ve o okumayı salık veren öğretmen de okuyan kişiye güldüğü zaman, o öğretmene döndü ve şöyle dedi: Aslında güldüğün kişi kendinden başkası değil; çünkü ne bu genç adamı gerektiği gibi eğittin, ne de bu konularda ihtiyacı olan bilgiyi nasıl edineceğini gösterdin. Öyle görünüyor ki bugüne kadar bu genç adamı sırf bir makine gibi çalıştırmışsın.
Eğer bir kimse karmaşık bir meseleyi anlamak için gerekli yeteneğe sahip değilse, ona bir övgü nutkunu, bir iddianameyi teslim edecek kadar güven duyabilir miyiz? Yada bir iyilik-kötülük yargısına varabileceğini düşünmemiz olanaklı mıdır? Böyle bir kimse bir kişi suçladığı zaman, suçlanan kişi bu suçlamayı dikkate alır mı?
İşte bu felsefenin başladığı yerdir; bir kişinin kendi yargı yeteneğini tanıması; çünkü bu yeteneğin zayıf olduğunu bilen bir kimse onu büyük zorluklar karşısında kullanmaktan sakınır. Fakat şimdi, küçücük bir lokmayı yutamayacak bir durumdaki kişiler büyük miktarda yemekleri silip süpürmek için kendilerini zorluyorlar; bu nedenle yuttuklarını hiç sindirmeden geri kusuyorlar. Ardından sancılar, karın ağrıları ve hastalık geliyor. Böyle kimseler kendi yeteneklerinin ne olduğunu iyi bilmelidir. Bilgisiz bir kişiyi bilgide ikna etmek kolaydır ancak hayat konularında o kişiyi hiç kimse ikna edemez. Bunun yanında, bizi ikna etmeye çalışan kişilerden hoşlanmayız. Sokrates, bize sorgulanmamış bir hayatı yaşamamamızı öğütlemişti.
Ancak hedeflerinde kararlı olan kişi bu şekilde konuşabilir. Fakat bir adam veya kadın katıldığı bir toplulukta daha bilge görünmek için maske değiştiriyorsa ne üzücüdür ki onun itibarı için. Çünkü bu şeyler orada gerçekten de değerli konular olarak görüldüğü gibi; burada zenginlik olarak görülen şeylere orada ıvır-zıvır gözüyle bakılıyor. İşte bu nedenle, düşünceyi rahatsız eden olayların büyük olduğu yerlerde görünüşlere hakim olmak hayli zordur.
Epaphroditos'un dizlerine yapışarak şikayette bulunan bir adam vardı. Yüz elli bin dinar parası kaldığından şikayet ediyordu. Bunun üzerine Epaphroditos ne yaptı? Bu adama güldü mü? Hayır. Şaşkınlığa düştü ve haykırarak şunları söyledi: "Zavallı adam! Buna nasıl dayandın da acını gizleyebildin?"
Epiktetos varsayımsal tartışmaları okuyan adamı azarladığı ve o okumayı salık veren öğretmen de okuyan kişiye güldüğü zaman, o öğretmene döndü ve şöyle dedi: Aslında güldüğün kişi kendinden başkası değil; çünkü ne bu genç adamı gerektiği gibi eğittin, ne de bu konularda ihtiyacı olan bilgiyi nasıl edineceğini gösterdin. Öyle görünüyor ki bugüne kadar bu genç adamı sırf bir makine gibi çalıştırmışsın.
Eğer bir kimse karmaşık bir meseleyi anlamak için gerekli yeteneğe sahip değilse, ona bir övgü nutkunu, bir iddianameyi teslim edecek kadar güven duyabilir miyiz? Yada bir iyilik-kötülük yargısına varabileceğini düşünmemiz olanaklı mıdır? Böyle bir kimse bir kişi suçladığı zaman, suçlanan kişi bu suçlamayı dikkate alır mı?
İşte bu felsefenin başladığı yerdir; bir kişinin kendi yargı yeteneğini tanıması; çünkü bu yeteneğin zayıf olduğunu bilen bir kimse onu büyük zorluklar karşısında kullanmaktan sakınır. Fakat şimdi, küçücük bir lokmayı yutamayacak bir durumdaki kişiler büyük miktarda yemekleri silip süpürmek için kendilerini zorluyorlar; bu nedenle yuttuklarını hiç sindirmeden geri kusuyorlar. Ardından sancılar, karın ağrıları ve hastalık geliyor. Böyle kimseler kendi yeteneklerinin ne olduğunu iyi bilmelidir. Bilgisiz bir kişiyi bilgide ikna etmek kolaydır ancak hayat konularında o kişiyi hiç kimse ikna edemez. Bunun yanında, bizi ikna etmeye çalışan kişilerden hoşlanmayız. Sokrates, bize sorgulanmamış bir hayatı yaşamamamızı öğütlemişti.
Yorumlar
Yorum Gönder